2024 Nobel Ekonomi ödülü alan ve dünyanın en etkili ekonomistlerinden Daron Acemoğlu, son on yılda yazdığı üç çığır açıcı kitapla küresel eşitsizliğin köklerini ve geleceğini sorguluyor. Acemoğlu'nun temel tezi basit ama çarpıcı: Bir ülkenin kaderi, kurumlarının niteliğinde gizli.

Daron Acemoğlu ile James Robinson'ın birlikte yazdıkları iki kitap var: "Why Nations Fail" (Ulusların Düşüşü) ve "The Narrow Corridor" (Dar Koridor). Acemoğlu'nun Simon Johnson'la birlikte yazdığı son kitabının adı ise "Power and Progress" (İktidar ve Güç). Bu üç kitabın ilkiyle ilgili bir süredir çalışıyorum. "Why Nations Fail"i özetlemenin birçok yolu olsa da, James Robinson bunu daha etkileyici ve akıcı bir şekilde yapıyor. Kitabın özü şu: Günümüz dünyasında zengin ve yoksul devletler arasındaki farkın nedenlerini, neden bazı devletlerin zenginliğe ulaşabilirken diğerlerinin ulaşamadığını anlamaya çalışıyor.

Bunu uzaydan çekilmiş bir Kore fotoğrafı üzerinden anlatabiliriz. Kore, bundan 80 yıl önce etnik ve kültürel açıdan tek bir ülkeydi. Fakat Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldıktan sonra, bugün uzaydan Kore'nin fotoğrafını çektiğimizde bir tarafta karanlık, diğer tarafta aydınlık bir ülke görüyoruz. Bu, Güney'in ampule ulaşabildiği ve Kuzey'in çevreci sebeplerle ışık yakmaktan kaçındığı anlamına gelmiyor - bu basitçe iki ülke arasındaki gelişmişlik ve refah farkını ortaya koyuyor.

İçerici ve Dışlayıcı Kurumlar

Kuzey ve Güney arasındaki gelişmişlik farkının 80 senede neden bu denli açıldığına baktığımızda, yazarlar yanıtı kurumlarda, özellikle de ekonomik kurumlarda ve kurumların yapılarını belirleyen siyaset kurumunda aramamız gerektiğini söylüyorlar.

Aslında söyledikleri oldukça basit: Ülkelerin gelişmişlik seviyesini belirleyen şey, o ülkelerin yönetilmesine aracılık eden kurumlardır. Bu kurumlar temelde iki farklı şekilde olabilir: içerleyici / içerici kurumlar ve dışlayıcı kurumlar. İçerici kurum yapısına sahip ülkelerde gelişme ve ilerleme vardır. Dışlayıcı kurumlara sahip ülkelerde ise ilerlemeden bahsedemeyiz.

Bunu çok iyi bir örnekle açıklıyorlar: Dünyanın en zengin iki insanından biri olan Bill Gates ve Meksika'nın en zengin adamı Carlos Slim. İkisinin zenginliklerinin nasıl oluştuğuna baktığımızda, her ne kadar benzer seviyelerde servetleri olsa da, birbirlerinden çok farklı biçimlerde zengin olduklarını görüyoruz. Gates inovasyon, teknoloji yatırımı ve yenilikler yaparak zengin olurken, Slim, 1920'deki sözde devrimi takip eden ve 1980’lerde liberal ekonomik dinamikleri benimseyen Meksika'da, parti yönetiminin sona ermesinden sonra devletin elindeki tekel işletmelerin özelleştirilmesi yoluyla - başta telekom olmak üzere - zenginleşti.

Peki bu iki zenginin ülkelerine etkisi ne oldu? Carlos Slim'in zenginliği Meksika halkını her yıl %2 oranında fakirleştirirken, Bill Gates'in kişisel zenginliğinin ötesinde, açtığı yoldan ilerleyen Amerikan yazılım teknolojileri sektörünün onun kişisel servetinin kat ve kat üstünde bir ekonomi yarattığını görüyoruz.

Bu nasıl oluyor? İçerici kurumlara sahip ülkelerde devlet, teşvik konusunda tüm vatandaşlarına eşit davranıyor. Eğitim seviyesi, rengi, dini veya anadili ne olursa olsun, bir vatandaş Amerikan Patent Kurumu'na başvurduğunda, 1790'dan beri - Thomas Jefferson'ın kurucu başkanlığından bu yana - ayrım gözetmeksizin patent alma hakkına sahip.

Kuzey ve Güney Amerika'nın Farklı Hikayeleri

Kitabın ilginç noktalardan biri de Amerikan sisteminin gelişimiyle ilgili anlatılan hikaye. Amerika kıtasının ilk keşfedilen kısmı kuzeyi değil, güneyiydi - Meksika, Arjantin, Brezilya gibi yerler. Bu bölgeler keşfedildiklerinde, üzerlerinde organize olmuş ve toplumsal bir biçimde değer üreten insan toplulukları yaşıyordu. İspanyol ve Portekizli denizciler buraya ulaştıklarında, mevcut toplumsal yapıları, özellikle yönetici elitleri kontrol altına aldılar.

Kuzey Amerika'da ise durum farklıydı çünkü buradaki yerli grupları Güney'dekiler gibi organize toplumsal yapılara sahip değillerdi. İngilizlerin beklediği işgücünü sağlayamayacak kadar az sayıdaydılar. Bu yüzden İngiliz elitleri, kendi tebalarını anakaradan getirip Amerika’ya yerleştirdiler. Virginia Deneyi olarak bilinen bu girişimde, güneydeki modeli uygulamaya çalıştılar. Fakat bu plan tutmadı. Amerika toprakları çok genişti ve fırsatlarla doluydu. İnsanlar elitlerin yönetimi altında yaşamayı reddettiler ve kaçtılar. Virginia Deneyinin sonunda anlaşıldı ki güneydeki model burada işlemeyecekti. Bu yüzden daha eşitlikçi ve katılımcı bir toplumsal yapıya evrilmek zorunda kaldılar.

Nogales Örneği: Bir Şehir, İki Kader

Bu dönüşümün etkilerinin kitapta en iyi anlatıldığı örnek Nogales. Meksika’nın kuzeyinde Amerika sınırındaki Nogales şehrinin yarısı 1841’de Amerika’ya 10M $’a satılıyor çünkü Amerika buraya demiryolu yapmak istiyor. Bu tarihten sonra Arizona Eyaletinin bir şehri olan Nogales’in yarısı gelişimine devam ediyor ve bugün şehrin Meksikalı diğer yarısının 7 katı kadar daha zengin. İşte içerici kurumlarla dışlayıcı kurumların farkı.

Çin Modeli ve Gelecek

Önemli bir nokta da güçlü fakat adil bir devlet ve güçlü sivil toplumun gerekliliği. Bunların birlikte var olmadığı hiçbir ülkede refah ve yaratılan refahın adil paylaşımı sağlanamıyor. Bu özellikle Çin örneği açısından önemli. Çin, Komünist Parti yönetiminde benzer bir elit-halk ayrımına sahipti. Fakat 1960'larda bir takım tarımsal özgürlüklerin halka verilmesiyle başlayan kalkınma, sanayi alanına da sıçrayarak Çin'i bir süper güç haline getirdi.

Bu, içerici kurumsal yapılar olmadan da büyümenin mümkün olabileceğini gösteriyor (mu?). Çin’le benzer şekilde “devlet kontrolünde” büyüme teşebbüslerinden bir diğeri olan Rusya’da işlerin o kadar da iyi gitmediğini söyleyebiliriz.

Tekno-Oligarşi ve Yeni Güç Dengeleri

Peki, Batı dünyasında işler çok mu iyi gidiyor? Trump'ın ikinci kez başkan seçilmesinin perde arkasında bir tekno-oligark olan Elon Musk’ın olduğu tüm dünyanın malumu. 1970’lerde Rockefeller’ların kendi oligarklarını kurma girişimi karşısında antitröst yasaları ve federal kurumlarla durabilen, 2000’lerdeki tekno-oligarşi saldırısını Gates ve Zuckerberg gibi figürleri mahkeme karşısında hesap vermeye zorlayarak aşan Amerikan Devleti bu yeni dalga ile baş edebilecek mi? Bir çağ dönümünün eşiğinde medeniyetimiz yaklaşan yapay zeka devriminin ne kadar farkında? Peki bu süreç nasıl ilerleyecek, tarih nereye evrilecek? Bu da başka bir yazının konusu olsun.